İkinci yıldönümünde Şengal Ezidi Soykırımı – II: 3 Ağustos 2014’de neler oldu?

Namık Kemal Dinç-İrfan Çelik

Şengal demek Şengal Dağı demektir. Irak’ın batısında Suriye sınırında bulunan Dağ, etrafı çölle kaplı büyük bir kütle olarak coğrafyaya hakim bir konumdadır. Batıdan doğu istikametine uzunluğu yaklaşık 80 kilometre olan dağın, güney kuzey ekseninde uzunluğunun yaklaşık 10 kilometre olduğu söylenmektedir. En yüksek noktası Çelmera’nın (Kırk Yiğit) 1460 metre olduğu dağ, bir sıradağlar toplamından oluşmaktadır. Su kaynaklarının sınırlı olduğu dağda geçmişte bostan, bahçe tarımı yapılmaktaymış. 1975 yılına kadar Ezidiler çoğunlukla dağın içinde bulunan köylerde yaşarlarmış. 1975 yılında Saddam Hüseyin aldığı bir kararla Ezidileri toplu-köylere yerleştirmiş. Toplu-köy politikası bir zamanlar Bülent Ecevit’in Türkiye’de gündeme getirdiği köy-kent projesinin hayli benzeri bir uygulamadır. Bazen 5, bazen 7-8 köy ahalisi zorla dağın içerisinden çıkarılarak Dağın etrafındaki düzlüklerde inşa edilen köylerde ikamete zorlanmıştır. Ezidiler bu toplu-köylere micema demektedirler. Bugün bu köylerin nüfusu neredeyse bir kent kadar olup; on bin ile kırk bin arasında değişmektedir. Şengal bölgesinde bu politika çerçevesinde 15 toplu-köyün inşa edildiği söylenmektedir. Bu politikayla düze indirilen Ezidiler daha kolay kontrol edilecek ve Irak devlet sisteminin içerisine dahil edileceklerdir.

1975 sonrası köyler dağın etrafındaki düzlüklerde inşa edildiğinden dağ, köyleri kuzey ve güney köyleri olarak ikiye bölmüştür. Ezidiler güneyde kalan köyler için kıblet köyleri, kuzeydekiler için ise şemal köyleri tabirini kullanmaktadırlar. Yine Şengal kent merkezi dağın güney yamacında bulunmaktadır. Güney köyleriyle kuzey köyleri arasında bulunan dağ, ilişki ve irtibatı zorlaştıran bir özelliğe sahiptir. Şengal Dağı, aynı zamanda Ezidiler için birçok ziyaretgâhın bulunduğu önemli bir inanç merkezidir. Bu sebeple Ezidiler dağla ilişkilerini hiçbir zaman tam olarak kesmemişlerdir. Cenazelerini fırsat bulduklarında dağdaki eski köylerinde defnetmişlerdir. 2003 yılında Saddam rejimi yıkıldıktan sonra ise dağda bulunan eski köylere geri dönüş başlamıştır. Tamamı olmasa bile birçok köyde tekrardan ocaklar tütmeye başlamıştır.

Saldırı başlıyor

Şengal’e IŞİD saldırısı 3 Ağustos 2014 tarihinde dağın güneyinde bulunan Girzerik ve Siba Şex Xidir köylerine saldırılarla başlamıştır. Bu köylerin etrafındaki yerleşimlerin uzun süredir IŞİD tarafından kontrol edildiğini Ezidiler takip etmektedir. Fakat peşmergenin güvenlik unsuru olarak köylerde konumlanması ve köylerin etrafının mevzi ve duvarlarla (Ezidiler buna satır yani sınır diyorlar) tahkim edilmesi yaklaşan tehlike karşısında kendilerini güvende hissetmelerini sağlamıştır. Saldırı ilk olarak gece 02.00 sularında Girzerik köyüne havan toplarının atılmasıyla başlamış. Yaklaşık yarım saat sonra ise Siba Şex Xıdır köyü IŞİD’in saldırısına uğramıştır.

“Biz sabah saat yedi buçuğa kadar savaştık”

Saldırıyı ve sonrasında yaşananları şimdi de Siba Şex Xıdır köyünden 29 yaşındaki Seid’den dinleyelim:

Saat üçe on dakika kala DAİŞ bize saldırdı. Saat iki buçukta da Girzerik’e saldırdı. Biz onlara baktık, ben şahsen sınırın üzerindeydim. Biz onlara baktığımızda gördük, başlarına ateş düştü. Onlar büyük bombalar atıyorlardı. Böyle yaptıktan sonra bizim yanımıza geldiler. Amcaoğlum onlar Girzerik köyündeydiler, bana telefon ettiler. Dedi “Seid sen nerdesin.” Dedim “ben sınırın önünde nöbet tutuyorum. Ben ve peşmerge cemaati ve bizim cemaatimiz beraberiz…” Dedi “ben sayıyorum 25 araba o tepeden inip Sîba Şêx Xidir’e doğru geliyor gözleriniz açık olsun.” Biz “tamam” dedik. Sonunda geldiklerinde Sîba Şêx Xidir yüksekte kalıyordu… Sonunda gelip arabalarını durdurdular… Biz sabah saat yedi buçuğa kadar savaştık. O zamana kadar biz savaşımızı yaptık. Kimse bize yardıma gelmedi biz de çekip geldik.

Seid sabaha kadar IŞİD saldırısına karşı direndiklerini anlatıyor. O gece peşmerge güçlerinin konumu, ne zaman ve nasıl hareket ettikleri en tartışmalı konulardan biri. Sabaha kadar bütün süreci yakından deneyimleyen Seid, peşmergenin kendileriyle birlikte sınırda yani mevzilerde savaştığını, komutanlarıyla bağlantı kurup yardım istediklerini, söz verilen yardımın bir türlü gelmediğini, akabinde geri çekilmeleri talimatı aldıklarını anlatıyor:

Sîba Şêx Xidir de, bizimle beraber olan peşmergeler; Allah vekildir ben ve 10-12 arkadaşımdık, biz de peşmergelerin yanındaydık biz orada savaşımızı yaptık. Onlar da 10-15 kişiydi, peşmergeydiler ve mevcuttular orada. Allah vekildir ben kendi gözlerimle gördüm onlar da DAİŞ’e karşı savaştılar ve sana söyleyeyim büyük sorumluyla ilişki kurdular, Serbest Bapîr (Şengal Peşmerge Sorumlusu) ile ilişkilendiler. Dedi “Sîba Şêx Xidir’e destek güç gönder DAİŞ etrafımızı sarmış.” Serbest Bapîr dedi “ben destek gücü göndereceğim yalnız kendinizi koruyun, kendinizi koruyun, destek gücü Dihok’tan bize destek gücü geliyor.” Fakirlerim onlar da, peşmergeler onlar da savaşlarını yaptılar. Biz de savaşımızı yapıp direndik. Sîba Şêx Xidir’ınkiler direndiler. Ben kendi gözlerimle gördüm. Ben kendi gözlerimle gördükten sonra günahtır diyeyim değil mi. Onlar da bizimle beraber direndiler, telefon ettiler. Saat dört olduğunda telefon ettiler dediler “bir destek gücü gelmedi, saat beş oldu gelmedi” saat altı oldu, telefon etti dedi “bir destek gücü gelmedi.” Dedi “geliyor, caddenin üzerindedir geliyor.” Şingal’de onun (DAİŞ) çok gücü geldi. Sonunda Serbest Bapir onlara dedi “kendinize kaçın.” Dedi “sizin alakanız yok.” Serbest Bapir o zamana kadar kaçmıştı, gitmişti. O fakirleri, zavallım o peşmergeleri orada bırakmıştı. Yalnız o ve büyük sorumlular, onun büyük arkadaşları kaçmışlardı… Sen şimdi bizim millete sorarsan diyecek peşmerge kaçtı.  Peşmerge kaçmadı, sorumluları, siyasi sorumlu kaçtı. Siyasi sorumlu kaçıp gittikten sonra ben fakirim, sanki birinin yanında çalışıyorum. Şimdi doğru değil mi.  Sana söyleyeyim o fakirim peşmergeler de bizimle savaştılar, biz beraber DAİŞ’e karşı savaştık. Yalnız büyük sorumlu Serbest Bapîr ve büyük sorumlular diyeyim siyasi sorumluların tamamı kaçtı. Onlar gittiler, gidip kendilerini kurtardılar ve dediler kaçın. Onlar da biçareydiler, bizim gibi fakirlerdi hani ne yapacaklardı. Onlarda bizim aramızdandılar. Beraber kaçtık, biz de köyden kaçtık.

“Biz tek bir gram bir şeyimizi götürmedik”

Yaptığımız birçok görüşmede Seid’i doğrulayan bir şekilde peşmergelerin köyleri saat 06.00 gibi terk ettikleri ve Şengal bölgesinden çekilerek Kürdistan bölgesine geçtikleri söylendi. Peşmergenin çekildiğini anlayan halk, artık direnmenin kar etmeyeceğini düşünerek kendi imkanlarıyla köylerini terk etmeye başlar. Seid, kendi köylerinden çıkışları ve Dağ’a doğru yolculuğun ayrıntılarını anlatıyor:

…Saat yedi-yedi buçukta halk göç etmeye başladı, göç ettiler. Köyden çıkmaya başladılar. Yani nasıl. Biz tek bir gram bir şeyimizi götürmedik. Sadece üzerimizdeki elbiselerdi. Sadece bu elbiseler. Allah vekildir bu elbiselerimizdi. Böyle giydiğim elbiselerimdi ve silahım kolumdaydı ben sınırdaydım. Kız ve erkek kardeşlerim evdeydiler. Sonunda eve telefon ettim dedim çıkın. Bu kez bizim milletimiz vardı orada. Bizim köyün arabaları çoktu. Sana söyleyeyim orada hiç yoksa bizim köyde 3 bin araba vardı, 4 bin araba bizim köyde vardı. Biz de girdik biz ve ailem çölde yürüdük. Dağın düzlüğü açıktı onlar dağa gelmeye korktular. Köyün çevresini tutmuşlardı. Köyün bu tarafından köye girdiler ve millet geldi. Millet geldi, arabalarla kaçtık ve birbirimizi çekip gidip dağa girdik. Biz eski köylerimize gittik. Dağdaydılar Sikinîyê, Heyalê biz oraya gittik ve böyle dağa girdik.

İnsanlar genellikle arabalar vasıtasıyla köylerden çıkmışlar. Bazen bir arabaya elli kişinin bindiği olmuş. Ama arabası olmayanlar boş yer varsa bine bilmişler, yoksa yayan yürüyerek kurtulmaya çalışmışlar. Saldırı karşısında direnen gençler köylerini en son terk eden kişiler olmuşlar. Genellikle araç kalmadığı içinde yürüyerek gitmek zorunda kalmışlar. Bir de tabi yaşlılıktan, hastalıktan köylerinden çıkmak istemeyen kişiler olmuş. Seid bu süreci şöyle anlatıyor:

…Ben saat sekizde köydeydim. Ben ile erkek kardeşlerim onlardık. Ben erkek kardeşime dedim gel koşalım. Bizim bir amcamızdı, babamın amcasının oğluydu diyordu, “ben evin önünde kalacağım.” Yaşça büyüktü. Dedi “ben evin önünde duracağım, siz gidin.” Biz “yok” dedik.  Bu kez onun da sadece bir oğlu vardı başka da yoktu. Ben ona dedim “olmaz.” Oğlu bizimleydi ve erkek kardeşim de bizimleydi biz kaldırıp arabaya koyduk. O zaman artık cemaate yer yoktu millet arabalara bindi. Senin araban varsa sen çocuklarını koyuyordun ve sen sesleniyordun millete “gelin, binin” diye. Binebildiğiniz kadar binin ve tutabildiğiniz kadar tutun. Arabaların arkasından koşup öyle yapın. Sana söyleyeyim, bazıların arabalarına 50 kişi biniyordu, bir araba hepsi birbirinin başları üzerine biniyorlardı. Sana söyleyeyim o zaman arabalar azalmıştı, saat sekizde kalmadılar. Alem gitti bizde koştuk… Onlar gittiler ve biz yayan kaçtık.

“Ayaklarımızın altındaki toprak yükseliyordu”

Katliam anlarında en mağdur kesimlerden biri de çocuklardır. Aile fertlerinden kopan, yalnız kalan çocuklar genellikle bu saldırıların ilk kurbanlarından biri olur. Seid, köyden 500 metre uzaklaştıklarında amcaoğlunun kendisine seslediğini ve bir çocuğun yanlış istikamette IŞİD üyelerine doğru gittiğini söyler. Sonrasında yaşananları Seid şöyle anlatıyor:En çok kullanılan etiketler arasından seç

Dedi.. “orada bir çocuk var tepeye doğru gidiyor ve DAİŞ tepenin üzerindedir…” Sadece oydu. Silahım kolumdaydı, ben amcamın oğluna dedim ve erkek kardeşime dedim “siz gidin kendinizi kurtarın vallahi ben gideceğim bu çocuk korkmuş…” Ben köyden 500 metre uzaklaşmıştım. Ben kendisine gittim, ben gittiğimde onlar bana ateş ettiler. Ben… dereye girdim ve… seslendim, ağladı. Ben onun elini tuttum dedim “hadi.” Dedim “sen nereye gidiyorsun, ailen nerde.” Dedi “hepsi gitmiş, ben tek kalmışım.” Kızdı, ben elinden tutup getirdim. Düşün ben getirdiğimde DAİŞ de o tepenin üzerindeydi. Kontrol noktasındaki tepe, orada doçkanın (bir çeşit silah) yönünü, millet orada caddeye doğru gidiyordu, ben caddeye doğru gitmedim… Caddenin orada kontrol noktası vardı, Doçkanın yönünü oraya çevirip millete ateş ettiler. Bütün milleti bu tarafa çevirdiler. Çok kalmamışlardı az kalmışlardı. Allah vekildir gördüler, bizi de gördüler, biz yürüdük. Biz… yürüdük doçkanın yönünü bize çevirip bize ateş ettiler. Doçkanınkiydi. Sonunda böyle bize ateş ettiler, ayaklarımızın altındaki toprak yükseliyordu, toz oluyordu. Toz oldu, biz de toz kaldırdık. Ayaklarımda ayakkabı vardı böyle ayaklarımı yerden sürüklüyordum. Dedim belki biraz toz kalkar içinde kayboluruz. Vallahi böyle kurtulduk ve ben küçüğü dağa götürdüm.

Seid, aynı zamanda köylerinde kendileri gibi şanslı olmayan yakınlarından da söz ediyor. Kimi insanlar cadde üzerinde kaçış sırasında IŞİD’in yolu tutması nedeniyle kurşunlara hedef olurken kimileri de köylerinden çıkmaya fırsat bulamadıklarında yakalanarak öldürülmüşler.

Sana söyleyeyim, babamın dayısı ile oğlu, iki-üç-dört tane onların amca çocukları yani takriben yedi kişiydiler. Her yedisini DAİŞ onları, onların evi köyün dışındaydı. Diğerlerinin hepsi kurtuldu, yalnız onlar kalmışlardı ve kendilerini kurtarmak için bir eve girmişlerdi. Şahsen bizim kapımız, burası bizim kapımızdır burası da buda Siba Şêx Xidir’ın çıkış kapısıdır. Arabaların girdiği kapı. Siz otopark diyorsunuz orada yakaladılar onları. Cemaatin yanında video var. Sana söyleyeyim dayım, onlar orada girdiler ve onları öldürdüler… Yedi kişiydiler. Bu kez bizim aşiretimizden onlar 10-15 kişiydiler hepsini orda öldürdüler. Yani sen köye gitseydin birini burada öldürdüler, birini burada öldürdüler. Bu kez sınırın önünde yani sınırın önünde çok kişiyi öldürdüler. Onların silahları bizimkinden güçlüydü. Bizimkiler keleşnikoftular.

Vallahi de bizim milletimizden DAİŞ’in eline düşenler, sana söyleyeyim 200 yakın kişi kaldı onları yakaladılar. Yaşlılar falandı, öyleleriydi. Gençler ve diğerleri sana söyleyeyim dayım onlar sana söyleyeyim sağ olarak DAİŞ’in elindeydiler. DAİŞ ne yaptı. Hepsini öldürdü, hepsini öldürdüler ve videosu mevcuttur. Arkadaşların yanındadır. Girip öldürdüler. Sağ yakaladıkların sağ olarak öldürüyorlardı. Diyorlardı kafirdirler, bu Sîba Şêx Xidir’dakiler bizimle savaşmış onları öldürmemiz lazım. Girip öldürdüler.