Proje Koordinatörümüz Namık K. Dinç “Êzîdîler’in 73. Fermanı”nını WEBİZ TV’de anlattı

Proje Koordinatörümüz Namık. Dinç internet televizyonu WEBİZ TV’de yayınlanan Reya Haq prodramında Çilem Küçükkeleş’in Êzîdîler’in 73. Fermanı Şengal Soykırımı kitabıyla ilgili sorularını yanıtladı. Devamını Oku

Projemiz kapsamında hazırlanan kitabın Agos gazetesinde yayınlanan incelemesi

Projemiz kapsamında Namık Kemal Dinç’in kaleme aldığı  “Ezidilerin 73. Fermanı Şengal Soykırımı” kitabının incelemesi Agos Gazetesinde yayınlandı.  Devamını Oku

“EZİDİLER’İN 73. FERMANI ŞENGAL SOYKIRIMI” KİTABI ÇIKTI

Namık Kemal Dinç’in kaleme aldığı Êzîdîlerin 73. Fermanı ŞENGAL SOYKIRIMI kitabı Zan Vakfı Yayınları arasından çıktı. Bugün çok gündemde olan Şengal’in statüsüne dair tartışmalara önemli katkılar sunacak bilgiler barındıran kitap Zan Vakfı Yayınlarının ilk eseri. Devamını Oku

“Ezidilerin 73. Fermanı, Şengal Soykırımı Konferansı” gerçekleştirildi

 “Ezidilerin 73. Fermanı Şengal Soykırımı Projesi” kapsamında düzenlenen ve Zan Vakfı’nın organize ettiği “Ezidilerin 73. Fermanı, Şengal Soykırımı” konferansı, 1 Ekim Cumartesi günü Beyoğlu’ndaki Cezayir Toplantı Salonu’nda gerçekleşti. Devamını Oku

Namık K. Dinç’in Sputniknews’te yayınlanan röportajı (Türkçe)

Proje Koordinatörümüz Namık K. Dinç Sputniknews’in  Kürdistan servisinden Ferit Demirel’e  “Ezidilerin 73. Fermanı Şengal Soykırımı Projesi” ile ilgili verdiği röportajın Türkçesi Demokrathaner.net sitesinde yayıınlandı. Namık Kemal Dinç bu konuda Sputniknews’in Kürdistan servisine Kürtçe bir röportaj verdi.

Kürtçesine buradan erişmek mümkün.

“BİZ İKİ KERE ÖLDÜRÜLDÜK”

Bu çalışmaya ne zaman başladınız? Ne kadar sürdü? Ne tür zorluklarla karşılaştınız?

“Ezidilerin 73. Fermanı, Şengal Soykırımı” isimli projeye Eylül 2015 tarihinde başladık. Fikri temelleri aslında IŞİD’in Şengal’e saldırdığı ve Ezidilerin o büyük felaketi yaşadığı günlere kadar uzanıyor. O tarihlerde yüz yıl önceki başka bir büyük felaketi 1915’i araştırıyorduk. Ezidilerin Şengal’de soykırıma maruz kaldığı süreçte Adnan Çelik’le birlikte “Yüz Yıllık Ah” kitabını yazıyorduk. Bu durum bizi duygusal olarak hayli etkilemişti.

Yaşananın bir soykırım olduğunu yüzyıl önceki başka bir örnekle karşılaştırarak anlayabiliyorduk, fakat sadece bir izleyici olmak kahredici bir duygusal yoğunluğa neden oluyordu. Tarihle uğraşan bir insan olarak; yüzyıl önceki bir olayın hafızasını derliyorduk ama güncelde gelişen bu soykırıma karşıda sorumluluğumuz vardı. Bir de Ermeni soykırımına dair yapılan derlemelerden haberdardık, 1915’i araştırırken onlardan çok yararlanmıştık. Ermeniler 1916’dan itibaren yaşadıklarını kayıt altına almış ve büyük bir arşiv oluşturmuşlardı. Bizzat soykırımı yaşayan insanlarla yapılan görüşmeler çok önemli bir tarihsel belge niteliğine sahip. Ezidilerin yaşadığı soykırımı belgelemek fikri biraz da buradan doğdu. İnanç kimliğinden dolayı hep öteki muamelesi yapılan bu halka karşı bir anlamda vicdan borcu olarak gördük bu çalışmayı.

Merkezi Diyarbakır’da bulunan Zan Sosyal Siyasal İktisadi Araştırmalar Vakfıbünyesinde böyle bir proje hazırladık. Yeni kurulan Zan Vakfı için bu proje ilk olacaktı ve bu anlamda da özel bir önemi vardı. 2015’in bahar aylarında Vakıf bünyesinde tartışıldı ve kararlaştırıldı. Vakıf bu çalışmaya her türlü ekonomik desteği de verecekti. Bu temelde bir araştırma ekibi oluşturduk. Akabinde Açık Toplum Vakfı ve Heinrich Böll Stiftung Derneği’de projeyi desteklediler. Bir yılda tamamlanmasını öngördüğümüz projenin başlangıç tarihini Temmuz 2015 olarak belirledik. Ancak 7 Haziran seçimleri sonrası Türkiye siyasal ikliminin tümüyle değişmesi ve Kürt meselesinde çözüm arayışından savaş konseptine dönüş bizim de planlamalarımızı etkiledi. Çatışmanın tekrar başlaması çalışma yapmayı planladığımız Diyarbakır, Batman, Siirt ve Şırnak illerinde güvenlik sorunlarının ortaya çıkmasına neden oldu. Başlangıçta bu yeni çatışma sürecinin geçici olabileceği beklentileri nedeniyle projeyi başlatmama kararı aldık. Ama ilerleyen zaman içerisinde çatışma sürecinin öyle hemen sona ermeyeceği anlaşılınca projeyi daha fazla bekletmenin anlamlı olmayacağını düşündük ve Eylül 2015 tarihi itibarıyla başlattık.

Böyle başlayınca doğal olarak bütün çalışma süreci zorluklarla dolu geçti. Şehirlerin yerle bir edildiği bir dönemde ciddi güvenlik sorunları doğdu, aynı şehirde bulunan arkadaşlarımız toplantı yapmak için bir araya gelemedi. Diyarbakır, Batman ve Siirt’te saha çalışması yapabildik ama Şırnak’a gidemedik. Diyarbakır ve Batman’da nispeten daha uzun süre çalışma imkanı bulduk ama Siirt’te ancak birkaç günlük bir fırsat yakaladık ki, o da kamp çalışanlarının yardımı sayesinde oldu. Ama Şırnak’a güvenlik sorunları nedeniyle gitmedik. Artan yıkımlar, güvenlik sorunları kamplarda yaşayan Ezidilerin günlük yaşamlarına ve ruh hallerine de yansıdı. Bir süre sonra görüşme taleplerimize insanlar olumlu cevap vermedi, konuşmak istemedi. Kendilerinin kamplardaki varlıklarının tehlike altında olduğunu düşündükleri için bir an önce Avrupa ülkelerine gitmek gibi bir eğilim daha da güçlendi.

ezidiler-(1)

“EZİDİ OLMAYAN KİŞİLERE HEP BİR MESAFE İÇERİSİNDELER”

Bu ifade ettiklerim fiziki ve siyasi koşullara bağlı olarak gelişen durumlar. Bir de yaşadıkları travmanın ciddi etkileri var tabi. Ölüm, yokluk, açlık, göç, yalnızlık, çaresizlik ve dışlanma yaşadıkları travmanın farklı yüzleri. Aslında kendinden olmayan, yani Ezidi olmayan kişilere karşı hep bir mesafe içerisindeler. Bu mesafe aynı dili konuşan Müslüman Kürtlere karşı da var. Dolayısıyla Kürtçe görüşmeler yapan arkadaşlarımıza karşı da aynı yaklaşımlarını koruduklarını söylemek yanlış olmaz.

Ancak Ezidilerin büyük çoğunluğunda “Yaşadıklarımızı Dünya’ya duyurun” diyen bir hassasiyet de vardı. Yani karmaşık bir ruh hali ve çoklu yaklaşımlardan bahsetmek mümkün. Ezidi kadınlara IŞİD tarafından yapılanlar; tecavüzün bir soykırım yöntemi olarak kullanılması, kadınların köle pazarlarında satılması Ezidilerde çok ağır bir travmaya yol açmış. Bunları sadece birey olarak kişilere yapılmış bir saldırı olarak değerlendirmiyorlar. Ezidi toplumuna yapılmış bir saldırı olarak görüyorlar.

Bir görüşmecimiz bunu “iki kere öldürülmek” olarak değerlendirmişti. Ve bu saldırıların çok yakınlarında olan, yıllarca komşuluk yaptıkları, kirvelik ilişkisi kurdukları insanlar tarafından yapılması veya bunlara öncülük etmeleri çok büyük bir tepkiye neden olmuş. Elbette bunları anlatmakta hayli zorlandılar. Özellikle kadınlar bunları anlatırken sıklıkla hıçkırıklara boğuldular. Bir anlamda yaralarını ikinci kez kanattık. Bütün bunlar görüşmeleri zorlaştıran hususlar oldu.

Ama insanların konuşmakta zorlandıkları başka bir konu daha vardı. Özellikle bu konuya girmek istemiyor ve giren birçok kişi de isminin yayınlanmasını istemiyor, hatta ismini bize söylemiyordu. Kürdistan Bölgesel Yönetimi, KDP ve Barzani’nin IŞİD saldırıları karşısındaki tutumu hakkında konuşmak birçok insanı tedirgin ediyordu. Zira orada hala akrabaları vardı, gidip gelmeye devam ediyorlardı. Hatta bazı kişiler hala maaş alıyorlardı. Söyleyeceklerinin oralarda duyulması başlarına iş açılmasına, sorunlar çıkmasına sebep olabilirdi. Kaldı ki bu yönlü örnekler olduğunu söylemekten geri de durmuyorlardı.

Kaç kişilik bir ekip olarak yürüttünüz saha çalışmasını ve nasıl bir yöntem izlediniz?

Saha çalışmasını beş kişilik bir ekip olarak yürüttük. Ben saha planlaması ve koordinasyonu yürütürken Berivan Alagöz, Serdar Öztürk ve İrfan Çelik arkadaşlar görüşmeleri yaptılar. Ayrıca fotoğraf sanatçısı Fatma Çelik arkadaşımız görüşmeleri ve Ezidilerin yaşam alanlarını fotoğraflarıyla ölümsüzleştirdi. Ekibimiz Ezidilerle daha önceden çalışmalar yapmış deneyimli arkadaşlardan oluştuğu için şanslıydık. Berivan arkadaşımız Türkiye’ye Ezidilerin ilk geldiği günden itibaren başlayan çalışmalara katılmış, faaliyetleri yakınen biliyordu. Fatma Çelik halen Diyarbakır Fidanlık kampında çocuklarla sosyal çalışmalar yapıyordu. Serdar ve İrfan; hem sözlü tarih konusunda deneyimli hem de Ezidileri tanıyan arkadaşlardı.

Ekibi kurduktan sonra saha üzerine çalıştık ve planlamalarımızı yaptık. İzleyeceğimiz yöntemi zaten en baştan belirlemiştik. Sözlü tarih yöntemiyle kişilerin anlatımlarını derleyecektik. Saldırı öncesinden başlayarak Ezidilerin Şengal’deki yaşamlarına odaklanacak, akabinde IŞİD’in saldırısı sonrasında neler yaşadıklarına, bugün yaşadıkları kamplara kadarki süreçte başlarına neler geldiğine ve bugün ne yapmak istediklerine dair bir akış içerisinde sorular soracaktık. Nihayetinde yaptığımız görüşmelerde bu akışa olabildiğince riayet etmeye gayret ettik.

ezidiler-(3)

“İLK EZİDİ GRUBUN SINIRDAN GEÇTİĞİ TARİH 9 AĞUSTOS 2014”

Ezidilerle Diyarbakır, Batman ve Siirt’te görüşmeler yaptığınızı, Şırnak iline gidemediğinizi söylediniz. Türkiye’de Ezidiler nerelerde kalıyor, kaç tane kamp var, sayıları hakkında bilgi verebilir misiniz?

IŞİD’in Şengal’e saldırı tarihi 3 Ağustos 2014. İlk Ezidi grubunun sınırdan geçtiği tarih 9 Ağustos, yani 6 gün sonra. Sonrasında ise binlerce insan bazen sınır kapısından bazen de dağ yolundan yürüyerek gelmişler. Geldikleri ve sığındıkları iller Şırnak, Mardin, Diyarbakır, Siirt, Batman, Urfa benzeri olmuş. Bir kısım Ezidi’nin Isparta, Kırşehir tarafına yerleşmesi söz konusu olmuş -ki halen orada yaşıyorlar- ama buraya nasıl ve neden yerleştikleri bilinmiyor. Dolayısıyla Kürt illerine gelen Ezidiler, buraların halkı ve belediyeler tarafından sahiplenilmişler. İsmini saydığımız dört ilde (Diyarbakır, Batman, Siirt, Şırnak) belediyelerin öncülüğünde Ezidilerin yaşaması için kamplar kurulmuş. Ayrıca Batman’da Ezidilere ait ve şimdilerde önemli oranda boşalmış iki köye (Şimze ve Hemduda köyleri) yerleştirme gibi bir yaklaşım belirlenmiş. Buralara yerleştirilen Ezidilerin ihtiyaçları halkın katkılarıyla belediyeler tarafından sağlanmış. Biz saha çalışmasına başladığımızda dört ildeki kamplar da faaldi. Ancak zaman içerisinde değişen koşullar nedeniyle Batman, Siirt ve Şırnak kampları kapatılarak hepsi Diyarbakır Fidanlık kampında toplandı.

Belediyelerin dışında Başbakanlığa bağlı AFAD’ın Ezidiler için kurduğu iki kamp vardı. İlk geldiklerinde Suriye’den gelen Sünni Araplarla aynı kamplara konulması söz konusu olmuştu ve bu durum sorunlara yol açmıştı. Sonradan Nusaybin ve Midyat’ta sadece Ezidilerin kaldığı AFAD kampları kuruldu. Bugün itibarıyla Nusaybin kampı kapatılmış ve sadece Midyat kampı faal durumda. AFAD kamplarına giriş-çıkış pek mümkün olmadığı için biz görüşmelerimizi belediyelerin denetimindeki kamplarda yaptık. Ezidilerin Türkiye’deki tam sayısını bilemiyoruz, çünkü Avrupa’ya gitmek için birçok Ezidi ülkenin batısındaki şehirlerde umuda yolculuk için sıra bekliyor. AFAD’ın Midyat’taki kampında kaç Ezidi’nin kaldığına dair bilgi sahibi değilim ama Diyarbakır Fidanlık kampında sayının 3 bin ile 4 bin arasında değiştiğini söyleyebilirim. Rakamlardaki değişimin sebebi bu kamptaki nüfus hareketinin çok fazla olmasıdır.

ezidiler-(5)

Çalışma kapsamında kimlerle görüşüldü? Kaç kişi ve kaç yerde?

Proje kapsamında yaklaşık yüz kişi ile görüşme yaptık. Yaptığımız görüşmelerin hepsinin ses kaydını tuttuk. Görüşmeleri Kürtçe yaptık ama özellikle erkeklerin konuşmalarına ziyadesiyle Arapça kelimeler kattığına tanık olduk. Bu elbette bazı zorluklara sebep oldu. Görüşmecileri belirlerken kamp çalışanlarından yardım aldık. Zira onlar kampta yaşayan insanları daha iyi tanıyorlardı. Ama onlara görüşmek istediğimiz kişilerin profili hakkında bilgi verip ona göre kişilerin bulunmasını istedik. Bunda da temelde iki kritere dikkat ettik. İlki görüşeceğimiz kişilerin yaş, cinsiyet, statü, sınıf gibi farklı kategorilerden insanlar olması, böylece dengeli bir dağılımın oluşmasını esas aldık. Nitekim bu kriterde önemli oranda hedeflerimize ulaştığımızı söyleyebilirim.

İkincisi ise Şengal coğrafyasına yayılan bütün Ezidi köylerinden insanlarla görüşmeler yapmaya gayret ettik. Zira köylerin soykırımı deneyimlemeleri arasında farklar vardı. Bunları daha iyi analiz etmek için şarttı. Ancak bu kriterimizi tam anlamıyla hayata geçiremedik. Zira Koço köyü örneğinde olduğu gibi çoğunluğu katledilen bir köyden geriye az kişi kalmıştı ve onlar da bizim çalışma yaptığımız araştırma sahasında yoktu. Koço örneğinden gidersek, belki Koço’yu bizzat Koço köyünden insanlardan dinlemedik ama diğer köylerden birçok insan Koço katliamını duydukları üzerinden anlattı.

ezidiler-(4)

“IŞİD EZİDİ KÖYLERİNE SALDIRMAYA BAŞLADIĞINDA PEŞMERGE TÜMÜYLE ÇEKİLİR”

Çalışmaya konu olan kişilerin daha çok ön plana çıkardığı hususlar nelerdi?

Aslında IŞİD’in adım adım Şengal’e doğru geldiğini takip etmişler. 10 Haziran 2014’te Irak’ın ikinci büyük şehri Musul’u IŞİD ele geçiriyor. Musul Şengal’in doğusunda kalmakta. Musul ile Şengal arasında ise Türkmenlerin çoğunlukta oldukları Telafer kenti bulunmakta. IŞİD Telaferi 6 gün sonra 16 Haziran’da ele geçiriyor. Öyle ki, Telaferli Sünnilerin dışında kalan Şii ve Aleviler Şengal’e sığınıyor ve Şengalli Ezidiler onları bir süre kendi imkanlarıyla idame ederler. Aynı zamanda orada yaşanan vahşeti birinci ağızdan dinleme fırsatları olur.

Telafer’in ardından civardaki bütün Arap yerleşimleri IŞİD tarafından kontrol edilmeye başlanır. Bir anlamda Şengal’in ve Ezidilerin etrafı çevrilmiş olur. Bir kısım Ezidi bu ilerleyişten korktukları için Kürdistan Bölgesel Yönetimi’nin hakim olduğu bölgeye gitmek ister ama peşmergeler onları geri çevirir: “Biz sizi korumak için buradayız, siz nasıl olur da kaçmayı düşünürsünüz” diyerek karşı çıkarlar.

Bu noktada Şengal’in statüsü ile ilgili bir iki şey söylersem belki daha iyi anlaşılır. Irak’ta Ezidiler ağırlıklı olarak bir birinden uzak iki ayrı coğrafyada yaşıyorlar. Şeyhan, Laleş merkezli bölge Kürt yönetiminin denetiminde kalırken Şengal’in statüsü tartışmalı. Saddam Hüseyin’in devrildiği 2003 sonrasında hazırlanan anayasanın 140. Maddesine göre Şengal’in merkezi Bağdat yönetimine mi Kürdistan Bölgesel Yönetimine mi bağlanacağı 2007 yılında yapılacak referandum sonucunda belirlenecekti. Ancak bu referandum bu tarihe kadar yapılabilmiş değil.

14 Ağustos 2007 tarihinde Şengal’de bulunan iki önemli Ezidi yerleşiminde 4 kamyonla bombalı saldırı düzenlenir. Yüzlerce Ezidi hayatını kaybeder. Bu saldırının ardından Kürdistan yönetimi Şengal’e Ezidileri korumak için adım adım yerleşir. Ezidi köylerinde peşmergenin kontrol noktaları kurulur. Hatta Musul ve Telafer düştükten sonra köylerin etrafında mevziler kazılır, Ezidi erkekler de peşmerge ile birlikte nöbet tutmaya başlar.

Hal böyle olunca biraz önce söylediğim gibi peşmerge, Ezidilere “gidin evinizde huzurla oturun” dediğinde bir güven oluşur ve insanlar yaşam alanlarını terk etmezler.

Fakat 3 Ağustos 2014 günü IŞİD Şengal’deki Ezidi köylerine saldırmaya başladığında, -ki saldırı gece 02.00 gibi başlar, peşmerge güçleri saat 06.00 gibi Şengal bölgesinden tümüyle çekilir. İşte Ezidileri büyük hayal kırıklığına uğratan ve etkilendikleri önemli konulardan biri budur. Aynı dili konuştukları için kendilerini yakın hissettikleri, güven duydukları bir güç tarafından ortada bırakılmak “başkalarına güven duygusu”na büyük bir darbe vurmuş.

Bunu perçinleyen bir diğer şey ise Müslüman komşularının, kirvelerinin saldırı sırasında IŞİD’le birlikte hareket etmesi olmuş. Bazen aynı köyde yaşadığı bir Müslüman Kurmanç veya Arap’ın bazen de yakın köydeki dostluk kurduğu bir Müslüman’ın IŞİD’le birlikte hareket etmesi büyük hayal kırıklığına neden olmuş. Özellikle bu komşularının IŞİD’i teşvik ettiği, onlar hakkında bilgi verip yönlendirdiği, adeta bugünü bekledikleri tarzında bir durumdan bahsettiler ki, Ezidi kadınlara yönelik tecavüz ve kaçırmaların sorumlusunun da bu kişiler olduğunu anlattılar.

Bütün bu saldırı ve vahşetin temelinde inançlarına olan tahammülsüzlüğün yattığını ama öldürülseler de inançlarından vazgeçmeyeceklerini söylediler.

Bu arada, daha önce ismini pek duymadıkları PKK’ye bağlı gerillaların IŞİD saldırılarına karşı onları koruması ve Şengal Dağı’ndan güvenli bir şekilde tahliye edilmelerine yardım etmesi nedeniyle PKK’ye karşı yoğun bir sempati geliştiği anlatılarda dile gelen konulardan biri oldu.

ezidiler-(6)

Bu karmaşık ruh hali içerisinde bugün Ezidiler ne yapmak istiyor?

Bizim görüştüğümüz Ezidilerin büyük kısmı bu topraklarda kalmak istemediklerini söylediler. Çok az bir kısım insan Şengal özgür olursa dönerim dedi. Türkiye Kürdistan’ında neden kalmak istemediklerini sorduğumuzda bazen şöylesi yanıtlar da aldık: “Bizim atalarımız buradan kaçarak Şengal’e gelmişlerdi. Burada da bize hayat şansı tanınmaz”…

Aslında Ezidilerin söylemek istediği Müslüman bir coğrafyada güven içerisinde yaşamamız mümkün değil. O sebeple balıklara yem olmak pahasına Avrupa’ya gitme umudundan vaz geçmiyorlar. Bir de tabi çatışmalı sürecin etkilerinden bahsetmek gerekir bu tavırlarında. Savaşın daha büyümesi durumunda kendilerinin hedef alınacağını düşünüyorlar. İlk gözden çıkarılacak, öldürülecek kişilerin kendileri olduğunu düşünüyorlar.

Ezidiler Avrupa’ya göç etmek istiyor dediniz ama Türkiye’nin Avrupa Birliği ile imzaladığı mültecileri geri iade antlaşması var. Bu antlaşmanın Ezidilerin göç hareketinde engelleyici bir etkisi olmadı mı?

Hayır, bu yönlü haber ve gelişmelerin Ezidilerin çeşitli yollarla göç arayışlarını engellediğinden bahsedemeyiz. Hatta son birkaç aydır daha yoğun bir hareketlilikten bahsetmek mümkün. Yeni hareketliliğin kaynağında ise Güney Kürdistan’dan gelen Ezidiler var. Genellikle kaçak yollarla Şemdinli üzerinden sınırı geçen bu insanlar, orada şebekelerle kurdukları bağlantı üzerinden Diyarbakır’a uğrayıp ardından Türkiye’nin batı illerine geçiyor ve oradan da Avrupa’ya geçmeye çalışıyorlar. Güney Kürdistan’daki bu hareketlilik ise, hükümetin orada kamplarda bulunan Ezidileri, Şengal’de kurtarılmış olan bazı köylere yerleştirmek istemesi olduğu söyleniyor.

Ezidilerin Avrupa umudu bitmiş değil zira kendilerinin Müslüman olmamaları, inançlarından dolayı sürekli saldırıya maruz kalmaları ve son olarak IŞİD’in soykırımı onların umutlarını diri tutuyor. Görüştüğümüz kişiler içerisinde birkaç kere sınırı zorlayan, denizde boğulmaktan son anda kurtulan insanlar vardı ama tekrar deneyeceklerini söylemekten geri durmuyorlardı.

Yüz görüşme yaptığınızı söylediniz. Elinizdeki bu malzemeyle ne yapacaksınız? Proje kapsamında başka ne tür faaliyetleriniz olacak?

Yapılan görüşmeleri arşivleyeceğiz. Ama aynı zamanda bu görüşmelerin bir kısmını hazırladığımız kitapta yayınlayarak kamuoyuna sunacağız. Bir iki ay içerisinde hazırladığımız kitabın basımını öngörüyoruz.

Ayrıca fotoğraf sanatçısı Fatma Çelik arkadaşımızın hazırladığı fotoğraf sergisinin ilki 18-28 Haziran tarihleri arasında Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi sergi salonunda sergilenecek. Aynı sergiyi daha sonra İstanbul’a taşıyacağız.

Bir de soykırımın yıldönümünde İstanbul’da uluslararası bir konferans hazırlığımız var.

__________________________________________________

(Fotoğraflar Türkiye’deki kamplarda kalan Ezidiler’e ait. Proje ekibinde yer alan fotoğraf sanatçısı Fatma Çelik tarafından çekildiler)

Fotoğraf sergimiz Diyarbakır’da yoğun ilgi gördü

Zan Sosyal Siyasal İktisadi Araştırmalar Vakfı’nın yürüttüğü, ‘Ezidilerin 73. Fermanı: Şengal Soykırımı’ projesi kapsamında hazırlanan ‘Kendi Topraklarında Yabancı: Şengalli Ezidiler’ adlı fotoğraf sergisi açıldı.  Devamını Oku

MedyadaDiyarbakır’da düzenlediğimiz sergimiz

Projemiz kapsamında Haziran 2016 Cumartesi günü Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi Sergi Salonu’nda açılan “Kendi Topraklarında Yabancı: Şengalli Ezidiler” adlı fotoğraf sergisi birçok internet haber sitesinde yer aldı.

Proje Koordinatörümüz Namık K. Dinç’in Sputniknews’te yayınlanan röportajı

Proje Koordinatörümüz Namık K. Dinç 26 dilde yayın yapan Sputniknews'in Kürdistan servisinden Ferit Demirel'e  "Ezidilerin 73. Fermanı Şengal Soykırımı Projesi" ile ilgili bir röportaj verdi. 

Röportajın tamamı şöyle:

 

Êzîdiyên Şengalê: Em du caran hatin kuştin

Weqfa Lêkolînên Iqtîsadî Siyasî û Civakî ya Zanê derbarê rewşa Êzîdiyên ji Şengalê reviyane û li bajarên kurdan di kampan de dimînin ev demeke xebatekê dimeşîne. Projeya bi navê "73emîn Fermana Êzîdiyan, QirkirinaŞengalê" wê di tîrmeha 2015ê de destpêbikira. Lê ji ber ku şer û pevçûn careke din û gûrtir destpêkir, xebata wan di îlona 2015ê de destpêkir. Ji bo projeye Weqfa Civaka Vekirî û Komeleya Heinrich Böll Stiftung jî piştgiriyê didin. 

Ji bo projeyê li bajarên Amed, Êlih û Sêrtê li qampan geriyaye ekîb. Şirnex jî di nava projeya ekîbê de hebûye lê ji ber rewşa ewlekariyê nekarîbûn biçin vî bajarî.

kîpa projeyê ji 5 kesan pêk tê. Namik Kemal Dînç plan û koordinasyona qadê meşandiye. Ji bilî wî Berîvan Alagoz, Serdar Ozturk û Îrfan Çelîk jî li kampan bi Êzîdiyan re hevdîtin çêkirine. Herweha fotografer Fatma Çelîk jî fotografên hevdîtin û qadên jiyana Êzîdiyan kişandiye. Ekîbê li gor rêzaba dîroka devkî tevgeriyane û xebat bi vî awayî meşandine. Lê ne tenê dema êrîşê, beriya wê û tiştên piştî wê jî qewimîne berhev kirine.

Di çarçoveya projeyê de bi sed kesî re hevdîtin hatiye kirin. Ekîbê li gor du krîteran kes hilbijartine. Ya yekê ekîbê xwestiye ku di nava kesan de ji her temenî, zayendê, statuyê û çandê Êzîdî hebin. Ya din jî ji her gundên Şengalê mirov hebin. Lê hin mînak hene ku hejmara kesên rizgarbûne gelekî kêm in û ew jî ne li wan kampan in.

Kom wê hevdîtinan bikin arşiv û herweha hinek ji wan jî wê di pirtûkê de bên bikar anîn. Herweha di bernameya wan de lidarxistina konferanseke navdewletî heye ku di salvegera qirkirinê de li Stenbolê çêbibe.
Koordînatorê projeyê Namik Kemal Dînç derbarê projeyê û pêvajoya meşandina projeyê de pirsên Sputnik Kurdistanê bersivand.

'EV KAR WEKE DEYNEKÎ WICDANÎ YE'

We kengî biryar girt ku dest bi vê xebatê bikin? Xebata we çiqasî berdewam kir?

Me di Îlona 2015ê de dest bi projeya "73emîn Fermana Êzîdiyan, Qirkirina Şengalê" kir. Bingehên fikra vê projeyê digihêje heta wan rojan ku DAIŞê êrîş bir ser Şengalê û Êzîdî ew karesata mezin jiyan. Di wan rojan de me li ser karesateke din a mezin a sed sal berê çêbîbû lêkolîn dikir. Di wê demê de me bi Adnan Çelik re pirtûka ‘Nifira Sed Salî' dinivîsand. Em ji ber vê rewşê gelekî hestiyar bibûn. Me tiştên diqewimin bi mînakên sed sal berê re dida ber hev û fam dikir ku ev tişt qirkirine. Lê tenê temaşekirina vî tiştî dibû sedema giraniya hestên kesirînê. Ez weke mirovekî bi dîrokê re mijûl dibim, me hafızaya bûyereke sed sal berê berhev dikir, lê li hember vê qirkirina di roja me de berpirsiyariya me hebû. Jixwe em ji berhevkirinên derbarê qirkirina Ermenan agahdar bûn. Dema ku me li ser 1915ê lêkolîn dikir me gelekî sûd ji wan wergirtibû. Ermenan ji sala 1916ê û pê ve tiştên ku hatibû sere wan qeyd kiribûn û arşîveke mezin avakiribûn. Hevdîtinên bi mirovên qirkirin jiyan e dokumanên dîrokî yên gelekî girîng in. Fikra dokumanteriya derbarê qirkirina Ezîdiyan jî ji vir derket. Ji bo vî gelê ku her wext ji ber baweriya xwe rastî kiryarên nebaş hatine me ev kar weke deynekî wicdanî dît.

TRAWMAYEK MEZIN DIJÎN'

Li kampan we rewşeke çawa dît? We çavdêriyeke çawa kir?

Rewşa giyanekî tevlihev û helwestên cuda cuda hebûn. Tiştên DAIŞê anîye serê jinên Êzîdiyan, ji ber ku tecawuz weke rêbazeke qirkirinê bikaranîne û ji ber ku jin di bazarên koleyan de hatine firotin bûye sedem ku di nava Êzîdiyan de travmayeke mezin çêbibe. Van tiştan weke tene li hemberî kesekî yan jî kesekê hatibin kirin nabînin. Weke êrîşeke li hember civaka Êzîdiyan hatiye kirin dibinin. Keseke ku me pê re hevdîtin kir vî tiştî weke ‘kuştina du caran' nirxandibû. Û ji ber ku kesên gelekî nêzîkî wan, kesên bi salan cîrantiya wan kiribûn û kesên têkiliya kirîvatiyê bi wan re danîbûn ev êrîş anîbûn ser wan an jî van kesan pêşkêşiya van êrîşan kiribûn, bertekek mezin derketiye. Helbet dema ku behsa van tiştan dikirin gelekî zehmetî dikişandin. Bi taybetî dema ku jinan behsa wan tiştan dikirin gelek caran dibû îskeîska wan. Yanî me careke din birîna wan vekir. Tevahiya van tiştan bû sedem ku hevdîtin di nava hewayeke zehmet de derbas bibin. Hin mijarên din jî hebûn ku nedixwestin biaxivin. Heta navê xwe ji me re nedigotin. Axavtina derbarê helwesta Rêvebiriya Herêma Kurdistanê, ya PDKê û ya Barzanî ya li hemberî êrîşên DAIŞê de gelek kes diltirs dikir. Lewre hîna li wir merivên wan hene, hîna jî diçin û tên. Heta hinek ji wan meaş distînin. Heke ku tiştên dibêjin li wir bên bihîstin dibe ku hin tiştan bîne serê wan û ji wan re pirsgirêkan derxe. Jixwe behsa mînakên wisa jî dikirin.

'GELEK ÊZÎDÎ LI BAJARÊN ROJAVA LI BENDA DORA XWE NE'

We hevdîtinên xwe li li kampên ku Êzîdî lê dimînin aniye. Li Tirkiyê Êzîdî li ku dimînin. Çend kamp hene û hejmara Êzîdiyan çiqas e?

Dîroka êrîşa DAIŞê ya li ser Şengalê 3ê Tebaxa 2014ê ye. Dîroka koma ku destpêkê di sînor de derbasbûye 9ê Tebaxê ye. Yanî piştî 6 rojan. Piştî wê ji xwe bi hezaran mirov yan ji çiyê bi meşe yan jî ji deriye sînor hatine. Hatine bajarên weke Şirnex, Mêrdîn, Amed, Sêrt, Êlih û Riha yê û li van deran bi cî bûne. Hinek Êzîdî çûne Isparta û Kirşehîr e û hîna jî li wir in. Nayê zanîn çawa çûne û çima li wir bicîbûne. Êzîdiyên ku hatine bajarên kurdan ji hêla gel û şaredariyan ve hatine pêşwazîkirin. Li bajarên Amed, Êlih, Sêrt û Şirnexê bi pêşekiya şaredariyan ji bo Êzîdiyan kamp hatine avakirin. Dîsa li Êlihê li du gundên Êzîdiyan ên bi navê Şimze û Hemdûdayê hatine bicîkirin. Dema me dest bi xebata xwe kir 4 çar kampên li van bajaran jî aktîv bûn. Lê di nava demê de ji ber hin şert û mercan ên li Êlih, Sêrt û Şirnexê hatine girtin û kesên li vin şandine kampa Fîdanlik a Amedê.

Ji bilî şaredariya du kampên din jî hebûn ku ji hêla AFAD a girêdayî serokwezaretiya Tirkiyê jî hebûn. Dema Êzîdî nû hatin wan xistin kampên ku ku erebên sunî jî li vir bûn. Ev bû sedema hin pirsgirêkan. Pişt ra du kamp li Nisêbîn û Midyadê hatin avakirin ji bo Êzîdiyan. Lê niha ya Nisêbînê hatiye girtin. Tenê ya Midyadê kar dike. Ketin û derketina kampên AFADê ne mimkun e. Ji ber wê jî me hevdîtinên xwe tenê li kampên ku şaredariyan avakirine çêkir. Em hejmara Êzîdiyên ku hatine Tirkiyê nizanin. Gelek Êzîdî li bajarên rojava li bende dora xwe ne ku ber bi ‘rêwîtiya hêviyê've biçin. Herweha ez nizanim çend Êzîdî di kampa AFADê de jî dimînin. Lê li ya Fîdanlık a Amedê ez dikarim bibêjim ku hejmar di navbera 3 hezar û 4 hezaran de ye. Ji berk u tevgera li kampê geleke hejmar her diguhere.

ÊZÎDÎ EREBÊN ELEWÎ Û ŞIIYAN XWEDÎ DIKIN'

Kesên we hevdîtin bi wan re kiriye bêhtir kîjan mijaran derdixin pêş? Çi dibêjin, li ser çi disekinin?

Ya rastî hatina DAIŞê ya ber bi Şengalê ve gav bi gav şopandine. Di 10ê Hezîrana 2014ê de DAIŞê duyemîn bajarê mezin ê Iraqê Mûsilê bidest dixe. Mûsil li rojhilatê Şengalê dikeve. Di navbera her dû herêman de bajarê Telaferê heye ku niştecihên wê piranî tirkmen in. DAIŞ piştî 6 rojan, di 16ê Hezîranê de bidest dixe. Şiî û Elewiyên Telaferê xwe dispêrin Şengalê û Êzîdiyên Şengalê ji bo demekê wan bi îmkanên xwe xwedî dikin. Herweha fersenda wan çêdibe ku hovîtiya li wir ji devê wan kesan bibihîzin. Piştî Telaferê tevahiya ciyên ereban ên li herêmî dikeve bin kontrola DAIŞê de. Yanî derdora Şengalê û Êzîdiyan tê dorpêçkirin. Qismek Êzîdî ji ber tirsa pêşketina DAIŞê dixwazin biçin herêma ku di bin kontrola Rêvebiriya Herêma Kurdistanê de ne. Lê pêşmerge wan bi şûn de vedigerînin. Dibêjin ku "Em ji bo parastina we li vir in. Çawa dibe ku hûn revê difikirin?"

Di vir de ji bo baştir bê famkirin divê ez derbarê statuya Şengalê de hin tiştan bibêjim. Li Iraqê Êzîdî bi giranî li du herêmên ji hev dûr dijîn. Herêma Şêxanê ya Lalêşê di bin kontrola revebiriya kurd de ye. Lê statuya Şengalê binîqaş e. Li gor destûra bingehîn diviya di sala 2007ê de referandûm bihata çêkirin. Lê heta niha ev çênebûye. Di 14ê Tebaxa 2007ê de Li Şengalê li hemberî du gundewarên Êzîdiyan bi 4 kamyonên bombekirî êrîş pêk hatin. Bi sedan Êzîdî jiyana xwe ji dest dan. Piştî vê êrîşî rêvebiriya Kurdistanê ji bo parastina Êzîdiyan gav bi gav li Şengalê bicî dibe. Ciyên kontrolê li gundên Êzîdiyan tên avakirin. Heta piştî ku Musil û Telafer dikevin li dora gundan çeper tên kolan. Zilamên Êzîdî jî bi pêşmerge re nobedariyê dikin.

'CÎRANÊN MISILMAN Û KIRÎVÊN WAN ÊRÎŞ BIRINE SER WAN'

Ji ber ku rewş wisa ye weke min dest nişan kir, dema pêşmerge ji Êzîdiyan re dibêjin ‘biçin li malen xwe aram bin' baweriyek çêdibe û cî û warên xwe bernadin. Lê de ma di 3ê Tebaxa 2014ê de DAIŞê li Şengalê êrîş bir ser gundên Êzîdiyan hêzên pêşmerge bi temamî ji herêma Şengalê vedikişin ku êrîş bi şev saet di 02.00ê de destpê dike. Yek ji wan mijarên ku bandor li ser Êzîdiyan çêkiriye û hiştiye xelayên wan bişkê ev e. Herweha ji ber ku cîranên wan ên misilman û kirîvên wan bi DAIŞê re tevgeriyan e giraniya wê bêhtir bûye. Bi taybetî behsa wî tiştî kirin ku cîranên wan DAIŞ teşwîq kirine, agahî derbarê wan de dane DAIŞê. Dibêjin ku weke li benda rojeke wisa bûn. Herweha van kesan berpirsê tecawuz û revandina jinên Êzîdî dibinin. Gotin ku di bingeha vê êrîş û hovîtiyê de bêtehemuliye li hemberî baweriya wan heye û ew bimrin jî dest ji vê baweriya xwe bernadin.
Di vê navberê de mijareke din jî balê dikişine. Ew jî her çiqas ku berê navê gerîlayên PKKê nebihîstibin jî ji berk u wan li hemberî êrîşên DAIŞê parastine û hiştine ku ji Çiyayê Şingalê bi awayekî ewle derkevin sempatiya wan li hemberî PKKê çêbûye.

'LI GOR ÊZÎDIYAN NE MIMKUNE KU DI NAVA MISILMANAN DE EWLEKARIYA WAN HEBE'

Êzîdî îro dixwazin çi bikin? Dixwazin vegerin Şengalê?

Gelek Êzîdiyên ku me hevdîtin bi wan re çêkir, dixwazin li van xakan bimînin. Gelek hindik ji wan gotin ku heke Şengal azad bibe dixwazin vegerin. Me ji wan pirsî ku çima naxwazin li Kurdistana Tirkiyê bimînin. Gotin ku "Bapîrên me ji vir reviyan û hatin Şengalê. Li vir jî şensê jiyanê ji me re tuneye? Yanî tiştê ku Êzîdî dixwazin bibêjin ew e ku ne mimkun e di erdnîgariyek misilman de, di nava ewlekariyê de bijîn. Ji ber vê sedemê dest ji hêviyên çûna Ewropayê bernadin ku dizanin wê ji masiyan re bibin êm. Helbet divê em behsa bandora pêvajoya pevçûnan jî bikin. Ji ber şer gûrtir bûye difikirin ku ew jî bibin hedef. Wisa difikirin ku kesên destpêkê ji çav bênderxistin, kesên destpêkê bên kuştin ew in.

'TEVGERA ÇÛNA EWROPAYÊ ZÊDETIR BÛYE'

We got ku Êzîdî dixwazin biçin Ewropayê lê di navbera Tirkiyê û Yekîtiya Ewropayê de peymana bişûnveşandinê hetiye îmzekirin. Gelo ev peyman li ber Êzîdiyan bû asteng?

Na, Em nikarin bibêjin ku nûçe û pêşketinên bi vî awayî ji wan re bibe asteng. Heta di çend mehên dawî de ev tevger zêdetir bûye. Di bingeha vê tevgera nû de Êzîdiyên ku nû ji Başûrê Kurdistanê hatine heye. Mirovên bi rêyên qaçaq ji ser Şemzînanê sînor derbas dikin û bi têkiliyên qaçaq tên Amedê. Ji vir jî diçin bajarên rojavayê Tirkiyê ku dixwazin derbasî Ewropayê bibin. Derbarê sedemê tevgera li Başûrê Kurdistanê jî tê gotin ku hikûmet dixwaze Êzîdiyên li kampan, li hin gundên li Şengalê hatine rizgarkirin bicî bike. Hêviyên Êzîdiya ji bo çûna Ewropayê neqediyane. Ji ber ku Ezîdî ne misilman in, her wext rastî êrîşan tên û herî dawî qirkirina ku DAIŞê çêkiriye hêviyên wan zindî dike. Di nava kesên me hevdîtin bi wan re çêkir hin kes hebûn ku çend caran xwe li sînor xistibûn û ji fetisandina di behrê de di deqeya dawî de filîtîbû. Lê digotin ku em ê dîsa biceribînin.

Röportajı orjinal sayfasında okumak için tıklayın